Ramazan ayının faziletleri hakkındadır

Ramazan orucundan evvel farz olan oruçlar

Ramazan lafzının manası

Kur'an'ın Ramazan Ayında indirilmesi

Ramazan Ayına has faziletler

Ramazan Ayı hakkında başka bir rivayet

Ramazan kelimesindeki harflerin ifade ettiği manalar

Ayların efendisi, milletlerin efendisi

Kadir gecesinin faziletleri hakkındadır

Kadir gecesini aramak

Kadir gecesi ve cuma gecesi

Kadir gecesinin gizli tutulmasındaki hikmet

Allah-ü Teala'nın (CC) Rasulüllah (SAV) Efendimize ihsan eylediği beş gece

Kadir gecesinin alametleri

Teravih namazı

Teravih namazının cemaatle kılınması ve onda Kur'an'ın açıktan okunması

Kadir gecesi ve Ramazan ayının tümü üzerinedir

Ramazan Bayramı üzerine

Bayram günü için Arapça aslına göre: -İYD adının verilmesi

Dört kavmin dört bayramı

Mü'minin ve kafirin bayramı

Bayramın özelliği

 


RAMAZAN-I ŞERİF


Ramazan Ayının Faziletleri Hakkındadır

 

Aziz Celil Allah (CC) şöyle buyurdu:

- “Ey iman edenler! Sizden önceki ümmetlere farz olduğu gibi, size de oruç farz oldu. Tâ ki; bu yoldan masiyet işlere karşı kendinizi koruyasınız.”[1]

Hasan-ı Basrî (RA) bu Ayet-i Kerimenin açıklamasını yaparken, şöyle dedi:

- Allah-ü Teala’nın (CC):

- “Ey iman edenler!”

Manası ile buyurduğu bir Ayet-i Kerime duyduğun zaman, ona iyi kulak ver. Zira, bu hitapla, Allah-ü Teala (CC), sana bir emir vermek diler; yahut bir yasaktan seni almak murad eder.

Câfer-i Sâdık (RA) şöyle dedi

- Nida tarzındaki lezzet, ibadetin yorgunluğunu ve bezginliğini giderir.

Allah-ü Teala (CC) şöyle buyurdu:

- “Ey iman edenler”[2] Bu Ayet-i Kerimede (Arapça metninde) geçen harflerin ifade ettikleri manalar, sırası ile şöyle anlatılmıştır: YA: Âlim zattan bir seslenmedir. EY: Belli bir kimsenin ismidir. Yani: Ses edilen kimse. HA: Seslenen zâtın sesine dikkati çekmektir. Ayrıca bu: Ezeldeki tanışıklığa, geçmişteki arkadaşlığa bir işaret sayılır.

AMENU: Seslenen ile seslenilen arasındaki sırra işaret edilmektedir.

Allah-ü Teala (CC), bu manâda şöyle buyurmaktadır:

- Ey iç temizliği ile benim olan özünü ve aklını bana veren kullarım.

Oruç kelimesinin Arapça aslı; Ayet-i Kerimede:

- “Sıyam.”

Lâfzı ile geçmektedir. Yani: Oruç.

Sıyam, Arapçada bir kelime köküdür. Kıyam, ayakta durmanın (Arapça aslına göre) kelime kökü olduğu gibi, siyam dahi, oruç tutmanın (Arapça aslına göre) kelime köküdür. Meselâ:

- Kıyama durdum. (Kumtü kıyamen)

Dendiği gibi:

- Sumtü sıyamen. (Oruç tuttum.)

Denir. Zira:

- “Sıyam.”

Lâfzı, lügatte, tutmak manâsını taşır. Meselâ:

- Sâmet’ir-riyh. (Rüzgâr dindi.)

Tâbiri kullanılır ki; rüzgârın esip tozutması durduğu zaman söylenir.

Bu arada:

- Sâmet’il-hayl. (At direndi.)

Denir ki, bu atın yürümekten kaldığı zaman söylenir. Aynı tabir gündüz için kullanılır:

- Sâmen-nehar (Gün durdu.)

Denir ki; öğlen zamanı, güneşin ortada kaldığı zaman söylenir. Zira, güneş, göğün tam ortasına geldiği zaman, yürümez, bir müddet durur.

Bu manâda, bir şair şöyle demiştir:

Gün tutuldu ortalarda kaldı;

Güneşe açılınca yol aldı.

Üstteki şiirde geçen:

- Tutuldu.

Kelimesinin Arapça aslı SÂME olarak geçmektedir.

Bir kimse, susup da konuşmadığı zaman dahi; onun için:

- Sâme.

Tâbiri kullanılır. Nitekim, Allah-ü Teala (CC) bu manâyı, Meryem’in kıssasında onun dilinden şöyle anlattı:

- “Rahman (CC) için oruç (savm) adağım var. Bugün, hiç kimseyle konuşmayacağım.”[3]

Şeriat dilinde orucun manâsı ise, şu demeğe gelir:

- Olağan hale gelen yemekten, içmekten, cinsî birleşmeden çekinmektir. Bu arada, diğer günahları da bırakmak gerekir.

Bu Ayet-i Kerimede, Allah-ü Teala (CC):

- “Sizden önceki ümmetlere farz olduğu gibi.”[4]

Buyurmaktadır. Bununla, daha önce gelip geçen peygamberler ve ümmetler anlatılmaktadır.

Bunların en evveli, Âdem aleyhisselâmdır.

Oruç üzerine gelen bir rivayeti, Abdülmelik b. Antere babasından, babasının dedesinden anlatmaktadır.

Dedesi, demiştir ki:

- Hazreti Ali b. Ebi Talib’in (KV) şöyle dediğini dinledi: Rasulüllah (SAV) efendimizin yanına bir gün gittim. Öğlene yakındı. Kendisi evindeydi.

- Rasulüllah (SAV) Efendimize selâm verdim; selâmımı aldı. Sonra şöyle buyurdu:

- “Ya Ali (KV)! Cebrail (AS) burada; sana selâm veriyor.” Dedim ki:

- Sana da ona da selâm olsun ya Rasûlellah (SAV).

Bunun üzerine, Rasulüllah (SAV) efendimiz şöyle buyurdu:

- “Ya Ali (KV)! Bana yaklaş.”

Yaklaştım; şöyle buyurdu:

- “Ya Ali (KV)! Cebrail (AS) sana şöyle diyor:

- Her aydan üç gün oruç tutsun.

Bu orucu tutarsan sana ilk gün, on bin sevap yazılır; ikinci gün otuz bin sevap yazılır; üçüncü gün, yüz bin sevap yazılır.”

Sordum:

- Ya Rasûlellah (SAV), bu sevabın özelliği bana mı aittir; tüm insanlar da aynı sevabı alabilir mi?

Rasulüllah (SAV) efendimiz şöyle buyurdu:

- “Ya Ali (KV)! Bu sevabı Allah-ü Teala (CC) sana ihsan eder. Senden başka senin işlediğin bu amelleri işleyenlere de ihsan eder.”

Sonra sordum:

- Ya Rasûlellah (SAV), o oruç tutulması gereken üç hangi günlerdir.

- “Bugünlere:

- Eyyam-ı Bıyd. (Akgünler.) Tâbir edilir ki; her ayın 13. 14. 15. günleridir.”

Antere diyor ki:

- Hazreti Ali’ye (KV) sordum:

- Ne şeyden ötürü, bugünlere:

- “Eyyam-ı Bıyd. (Akgünler.)” İsmi verilmiştir?

Bu soruma karşılık, Hazreti Ali (KV) şöyle anlattı:

- Âdem aleyhisselâm, cennetten yeryüzüne düştüğü zaman; kendisini güneş yaktı. Dolayısı ile yüzü siyahlaştı.

Bunnu üzerine, Cebrail aleyhisselâm ona geldi ve şöyle dedi:

- Ya Âdem (AS)! Cesedinin ak pâk olmasını istiyor musun?.

Adem aleyhisselâm:

- Evet istiyorum.

Deyince, Cebrâil aleyhisselâm şöyle devam etti:

O halde, her ayın 13.14.15. günlerini oruçlu geçir. Âdem aleyhisselâm, birinci gün oruç tuttuğunda, cesedinin üçte biri ağardı.

Sonra ikinci gün oruç tuttu; cesedinin üçte ikisi ağardı. Daha sonra, üçüncü günü oruç tutunca, cesedinin tamamı ak pâk oldu.

İş bu manâdan ötürü, o günlerin adına:

- Eyyam-ı Biyd. (Akgünler.) Tabiri kullanıldı.

Âdem aleyhisselâm, Rasulüllah (SAV) efendimizden evvel kendilerine orucun farz olduğu kimselerdendi.

Hasan-ı Basrî (RA) ve tefsir ulemasından bir cemaat şöyle dedi:

- “Sizden önceki ümmetlere.”[5] Mealine aldığımız, Ayet-i Kerime ile anlatılanlar Nasara’dır. Zira onlann orucu da, bizim orucumuza benzerdi. Hem vakit, hem de mikdar itibarı ile aynıydı. Şöyle ki:

Allah-ü Teala (CC), Nasara taifesine ramazan ayında oruç tutmayı farz kıldı. Ancak bu durum kendilerine ağır geldi. Çünkü: Bazan sıcağa, bazan da soğuğa raslıyordu.

Bu durum, hem yolculuklarına; hem de geçimlerini temine, kendi düşüncelerine göre zararlı oluyordu.

Bunun üzerine, bilginlerinin ve başkanlarının görüşleri şu hususta birleşti:

- Bu orucu, yazla kış arası bir aya alalım.

Bunun üzerine, ilk baharı kendilerine oruç ayı olarak tayin ettiler.

Yaptıkları işin kefateri olarak da, on gün artırdılar. Böylece, kırk gün oruç tutmaya başladılar. Zamanında değil de, ilk baharda.

Başlarında bir melik vardı; ağzından hastalandı. Bu hastalığı dolayısı ile şöyle bir adak adadı:

- Şayet iyi olursam, bu oruca bir hafta ekleyeyim. Yani: Yedi gün.

İyi olunca, bu oruca yedi gün ekledi.

Bu melik vefat ettikten sonra, ikinci melik geldi; üç gün de o ekledi. Böylece oruçları elli gün oldu.

Mücahid ise başka türlü anlatmaktadır:

- Nasara taifesine kıran geldi. Hem de iki kere. Hayvanlar ve kendileri kırılmaya başladı. Bunun üzerine melikleri: On gün ilk kıranda, on gün de ikinci kıranda fazladan oruç tutmalarını emretti.

Onların oruçlarının elli gün olmasının sebebi budur.

ŞEK GÜNÜ…

Şa’bi şöyle dedi:

- Senenin tümünü oruçlu geçirmiş olsam dahi, şekli gün mutlaka orucumu açarım.

Şek günü, şu demektir; bazıları o gün için:

- Ramazandır. Derken, bazıları da:

- Şabandandır.

Der.

Hâsılı: Bize nasıl ramazan ayında oruç tutmak farz olduysa. Nasara’ya da aynı ayda oruç farz olmuştu. Ancak, onlar bir başka aya çevirdiler.

Nasara tayfası, ayrıca, çok sıcaklarda dahi, bu oruçlarını tutarlardı. Bunun üzerinde önemle durur; otuz günü tamamlarlardı.

Bunların peşinden bir nesil geldi. İşi daha sıkı tuttular, bir gün evveline, bir gün de sonrasına ek yaptılar.

Daha sonra, bu ekleme işi, onlarda bir gelenek haline geldi. Her yeni nesil bir gün ekledi.

Böylece, onların oruçları elli güne ulaştı.

- “Tâ ki, kendinizi koruyasınız.”[6] Meâline aldığımız Ayet-i Kerimenin bir manâsı dahi şudur:

-Yemekten, içmekten, cinsî münasebetten kendinizi korumanız beklenir.


[1] Bakara S. A.183

[2] Bakara S. A.183

[3] Al-i İmran S. A.26

[4] Bakara S. A.183

[5] Bakara S. A.183

[6] Bakara S. A.183

Her Hakkı Mahfuzdur © www.Gavsulazam.de 2003-2006