Acaba aslında dua etmeye ne ihtiyacımız vardır? Ve duaya eğilimin insan için gereği var mıdır?

Önceliklde şunu belirtelim ki insan, ihtiyacı olan bir varlıktır ve bu ihtiyaçlılık, inkar edilecek cinsten değildir. Bir taraftan insan bu ihtiyaçlarını gidermek istiyor. Nasıl ki insan, kemaliyeti istemektedir ve kemale ulaşmak için de ihtiyaçlarını gidermesi gerekmektedir.

 

 

Buna dayalı olarak kendiside bütün ihtiyaçlarını gidermeyi başaramıyor. Bunun için dua’nın ve ihtiyacının giderilme isteğinin kendisinde var olduğunu hissediyor  ve bununda onun fıtratında kökleri vardır.

İkinci olarak, Allah’tan (CC) isteme ve O’na (CC) dua etmek bir ibadettir. Ve kulların Allah’a (CC) yakınlaşma sıfatlarından birisidir. Dua etmekten çekinen kimseler, Allah-ü Teala’nın (CC) önünde başlarını öne eğip kendi ihtiyaçlarının ondan istemeye yanaşmayanlar, hakikatında Allah’ın (CC) büyüklüğü karşısında kendilerinin bir şahsiyetinin olduğunu söyleyen mütekebbirlerdir (kibirlenen, büyüklenen). Buda büyük bir günah olup neticesi Kahr-ı İlahi ve Cehennem ateşidir. “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk yapmaya tenezzül etmeyenler aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.”[1]

Üçüncü olarak, dua istenilen neticeyi beraberinde getirmektedir. Allah’ın (CC) rahmetinin ulaşması içinde istemek gereklidir.

İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri buyuruyor: “Nasıl ki bulut yağmurun vesilesiyse, dua da icabetin vesilesidir. Öyleyse eğer bulut olmadan yağmur yağmıyorsa, duada olmazsa insanın istediği  netice (maddi ve manevi ihtiyaçlarının giderilmesi) olmayacaktır.”[2]

Dua, eğer şartlarına rivayet edilerek yapılsa, ilahi lütuf ve feyzleride peşinden getirir ve bu feyzlerde duasız mümkün değildir. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri rivayetlerinin birinde kendi ashabından bir kişiye buyuruyor:  “Dua et! Olacakların önceden tayin edildiğini ve bir daha değişmeyeceğini zannetme. Muhakkak Allah (CC) katında bir makam vardır ve bununda dua olmaksızın elde edilmesi olanaksızdır. Bir kul eğer ağzını Allah’a (CC) dua ve isteğe kapatırsa ona hiçbir şey bağışlanmaz. Teslim ol ve işte şunu bil ki, seslenmeyle açılmayan bir kapının bile açılmasından ümit vardır.”[3]

Bu rivayette İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri açıkca şunu buyuruyor: Dua,  bağışın sebebidir ve eğer Allah’a (CC) dua ve yakarış olmazsa,  ilahi lütuf ve feyzler insanı kapsamıyor.

İnsan her durumda ilahi lütfun yardımına muhtaçtır ve bu ihtiyacını gidermek için (çünkü bu insanın kamilleşme yoludur…) Kâdir-i Mutlak’ın (CC) huzuruna yöneliyor ki, O’nun (CC) hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. “Ey insanlar, siz Allah’a (CC) muhtaçsınız, Allah (CC) ise, Zengin ve Hamde layık Olandır.”[4]

“Dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor?”[5]

Allah’a (CC) ihtiyaç ve hacetin arzedildiği, duanın kendisi ibadetlerden biridir.  Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Kur’an-ı Kerim’de kullarından duanın gölgesinde ihtiyaçlarını kendisinden istemelerini istiyor ve Allah’a (CC) ibadet etmekten kaçınan kimselerin cehenneme gireceklerini buyuruyor. “Ey İman Edenler; Sabırla ve Namazla (Dua ile) yardım dileyin, Gerçekten Allah (CC) Sabredenlerle beraberdir.”[6]

Dua yalnızca ihtiyaç ve hacetleri istemek değildir, belki Allah’a (CC) İman ve Kulluğun gerekliliğidir. İhtiyaçları ve istekleri istemek belki bir şeydir (vasıtadır) fakat bundan daha yüksek olan şey, dua ve yakarışın kendisi İbadet ve en son hedef Allah’ın (CC) rızasını kazanmaktır. Bütün herşeyden beri olan Allah’ın (CC), velileri, gönül sırlarını kendi Rabb’lerine (CC) açıyorlar ve bu işten oldukça lezzet alıyorlar. Onlara göre dua bir şeye ulaşmak değildir, belki dua onlar için lezzet vericidir. Bununla kendi kulluklarını aşikar edip açığa vurmaktadırlar. “Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): ‘Ben (onlara) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlarda bana karşılık versinler (benim çağrıma uysunlar), bana inansınlarki, doğru yolu bulalar’.”[7]

Duaya icabet edilmesi için gerekli olan iki şart beyan ettikten sonra (Bunlardan birincisi, gerçekten istemek, ikincisi, duada Allah’a cc. Şirk koşmamaktır) zikredilen ayette duanın önemi hakkında geçen yedi mühim noktayı açıklayıp, şöyle sıralandırılıyor:

1. Ayette ki zamirler mutekellim (Ben) olarak gelmiştir. Örneğin İbadi, Enni,  Feinni vs... Şeklinde yedi defa kısa cümlelerde tekrar edilmiştir. Böyle bir nokta Kur’an’ın başka hiç bir yerinde yoktur, buda Allah’ın (CC) dualara icabet etmesinde ki fazla ihtimam ve teveccühün gistergesidir, buna şöylede denilebilir Allah-ü Teala (CC) kendisini dua eden kullarıyla daha yakın ilişkide olduğunu belirtmek istemektedir.

2. Kullarım olarak buyuruyor, İnsanlar olarak buyurmuyor. Benim kullarım senden sorduklarındadır, bütün insanlar değil.

3. Vasıta getirip buyurmadı (gerçekten O cc. yakındır), buyuruyorki ; Gerçekten ben yakınım.

4. Kendisinin kullarına olan yakınlığını gerçekten kelimesiyle vurguluyor. Biliniz ki gerçekten ben yakınım.

5. Kurb’un (yakınlık) fiile getirmeyip sıfat olarak getirerek daimi ve ebedi yakınlığı beyan ediyor.

6. İcabet ediyorum fiil ile getirerek daimi, bütün hallerde ve bütün zamanlarda icabet ettiğini gösteriyor.

7. Cevabı Beni çağırdığında kayıtlandırıyor ve bu tekrar ediliyor, çünkü önceden buyurulmuştu ki, dua edenlerin duasına karşılık veririm, tekrarlanma budur. Buyurmak istiyor; Eğer hakikat üzerine çağrılırsam hiçbir şart olmadan kabul edilmesi onunla birliktedir.[8]

www.GAVSULAZAM.de


[1] Mümin S. A.60

[2] Usul-u Kafi,  C:4, S:217

[3] Usul-u Kafi,  C:4, S:271

[4] Fatır S. A.15

[5] Neml S. A.62

[6] Bakara S. A.153

[7] Bakara S. A.186

[8] El-Mizan, C.2,  S.30

 

İNDEX

TASAVVUF

TEVBE-İ İSTİĞFAR

SELAT-U SELAM

KELİME-İ TEVHİD

 

© 2003-2004      www.GAVSULAZAM.de     Her Hakkı Mahfuzdur...