Nebiyy-i Zişan Hz. Muhammed (sav) Efendimiz dua ederlerdi, fakat gece daha çok dua ediyorlar, herkes uykuda iken mübarek başını secdelere koyup yalvarıyorlardı.

Bu da gösteriyor ki, gece edilen dualar daha makbuldür. Gecenin yarısı geçtiği vakit insanların uykuda bulundukları bir demde Rabb-el Alemin (cc) Hz.leri nida der: "Var mı Zat-ı ehadiyyetime dönüp tevbe edici, var mı benden isteyici, var mı mağfired dileyici?"

 

 

Yani kullarım benden istesin de onların ellerini eteklerini rahmetimle doldurayım, onların dileklerini kabul edeyim, onları rızama erdireyim denilmektedir. Bu ne güzel,ne hoş ikramdır...

Nihayetsiz olan Mülkün Seyyidi ve Kevser Havuzunun Sahibi buyuruyorlar ki: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez. Yani kabul olunur: Receb'in ilk gecesi... Şabanın yarısı (berat)gecesi... Cuma geceleri... Ramazan Bayramı gecesi... Kurban Bayramı gecesi.”

Şerefli vakitleri aramak da duanın adabındandır. O vakitlerde yapılan dualar makbuldür. Çünkü öyle vakitler her zaman ele geçmez. Onlar da şunlardır:

1.      Sene içerisinde arefe günleri,

2.      Aylardan Ramazan ayı,

3.      Günler içinde Cuma günleri,

4.      Gecelerde seher vakitleri...

Yine Cuma günü içinde bir saat vardır ki, bir kimse o vakte denk gelip dua ederse duası kabul olur. Hz. Resulullah (SAV) Efendimiz buyuruyor ki “Kulun Allah’a (CC) (manen) en yakın olduğu hal, secdede bulunduğu  halidir. Secde (esnasında) Allah’a (CC) çok dua edin.”[1]

Bir başka hadiste: “Dua,ezan ile kamet arasında reddolunmaz.”[2]

 

Kalpte ilahi korku, gözlerde yaş olacak

Marifet o ki, sana Melek sırdaş olacak…

 

Duanın kabulüne şart, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesidir. Dua eden kişinin nefsi helal lokma ile gıdalanmış olmalıdır. Dua, gök kapılarının anahtarıdır. Fakat bu anahtarın dişleri helal lokmadır.

 

HUŞU: Yapılan dua huşu ile, Allah (CC) korkusu ile, aşk ve vecd ile olmalıdır. Yine duada kendi arzusunu değil, Cenab-ı Hakk'ın (CC) rızasını önde tutmalıdır ki netice alınsın.

Kul duaya, arzu ettiği şeyi hemen istemekle değil, Yüce Allah'ın (CC) adını anarak, O’nu (CC) zikrederek, O’nun (CC) güzel isimlerini söyleyerek başlamalıdır. Mesela: “Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Kerîm, Yâ Fettâh, Yâ Cebbâr, Yâ Ğaffâr, Yâ Hayyu, Yâ Kayyûm!” gibi...

İbn Abbas (RA) Hz.leri’nin nakline göre, yine Alemin Rahmeti ve varlığın Nuru Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz dua ettiği zaman avuçlarını birleştirir ve iç kısmını yüzüne çevirirdi.

Görüldüğü üzere hem avuçları birleştirmek hemde ta koltuk altları görülünceye kadar elleri açmak sünnete uygundur. Çünkü her iki şekilde de Kainatın Efendisi (SAV) dua etmişlerdir.

 

TEVBE-İ İSTİĞFAR: Duaya başlamadan önce tevbe-i istifar etmek gerekir. Kul manen kirlerden arınacak ki, haceti hasıl olsun. Aslında bizim tevbemiz de yine bir tevbeye muhtaçtır. Yine müslüman bir kul duadan ve istiğfardan usanmamalı, “Duama karşılık bir şey elde edemedim” diye mahsun olmamalıdır. Kul, kendisi için Rabbinin (CC) neler hazırladığını bilemez. Belki o duanın karşılığı Firdevs cennetidir. Belki bir belanın kalkmasıdır.    Kainatın Efendisi ve Nebiler Nebisi (SAV) buyuyorlar: “Her kim duasının kabul olmasını, gam ve kederinin açılmasını dilerse darlık çekene (karşı kerem alini) açsın.”

 

MÜBAREK MEKANLAR: Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da ve Mescid-i Aksa’da yapılan dualar bir ok gibi hedefine varır. Alemin Rahmeti ve Allah’ın (CC) şerefli Resulü (SAV) buyuruyorlar ki: “Şu dört yerde gök kapıları açılır ve dua makbul olur: Allah yolunda (cenk için) saflar karşılaştıkları zaman, yağmur yağarken, namaza dururken ve bir de Kabe görüldüğü vakit.”

 

GİZLİCE DUA: Bilirsiniz ki gizli yapılan amellere riya kokusu bulaşmaz, riya ise amelleri ifsat eder. Bu sebeple gizlice ve kırık bir kalple yapılan dualar kabul olunmaya daha layıktır. Hadis-i Şerifte buyuruluyor ki: “Gizlice yapılan dua, açıkta yapılan yetmiş duaya denkdir.”

Duanın sonunda kişi kendisi “Amin!” demelidir. O amin deyince melekler de aynı şekilde amin derler. Meleklerle, dua edenin amin demesi, birbirine denk düşünce fazileti bin kat artacak ve böylece dua aminle mühürlenmiş olacaktır. (İnşaAllah-ü Teala)

 

HAMD,SENA VE SALAVAT: Duaya Besmele ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne hamdederek, Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz ve Ehl-i Beyt (RA) Efendilerimiz üzerine salat-ü selam getirerek başlanmalıdır. Ve yine duanın sonunda, selat-ü selam tekrar edilmelidir. Çünkü Nebiler Nebisine (SAV) salat okumadan yapılan dualar perdelidir, menziline ulaşamaz.

Nebiyy-i Ekrem (SAV) Efendimiz'e ve Ehl-i Beyt’ine (RA) salat ve selam da duânın en mühim adabındandır.

Hadîs-i şerifte:

“Yapılan bir duada, Muhammed (SAV) ve Ehl-i Beyt’ine (RA) salat ve selam edilmedikçe o dua, makam-ı icabete vasıl olamaz.”[3] buyurulmuştur.

Dua eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimiz’e (SAV) salat ve selamı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, taharet, istikbal-i kıble, izhar-ı tezellül, tazarru, enbiya ve evliya ile tevessül, günahkar ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinab etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duaların kabulü hakkında şübhe etmemelidir.

 

Kerem yağmurunu dök,ver devlet bahçeme su,

Ey Rabbim (CC)! Sender eser: Güneş, ay, gül kokusu !

 

Alemin Rahmeti ve Allah'ın (CC) sevgili Nebisi (SAV) dualarında şöyle derlerdi:

“İlahi ! Senin gadabından rızana sığınırım !

Senin azab ve ikabından affına sığınırım !

Senden (yine) Sana sığınırım !”

Ebu Hureyre’den (RA) rivayete göre Hazret-i Peygamber (SAV)  Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Sakın sizden biriniz dua ederken ‘Ya Rabb (CC)! Dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle.” demesin. İstediğini sağlamca ve katiyyetle istesin. Çünkü Allah'ı (CC) şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur.”[4]

Yine Ebu Hureyre’den (RA)rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem (SAV) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Sizden herhangi biriniz ‘dua ettim de kabul olunmadı’ diyerek acele etmedikçe duası kabul olunur.”[5]

Dua eden duasında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecab olur.
Bir de dünyada müstecab olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah'tan (CC) ümidini kesmemelidir. Dua büyük bir ibadet olduğu için ahırette de bir ecir ve sevabı olur.

Duanın adabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvela abdestli bulunmak,

2- Bir namazdan sonra yapılmak,

3- Tevbe ve istiğfarını ve kemal-i ihlasını arzeylemek,

4- Kıbleye yönelmek,

5- Duadan evvel Allah'a (CC) çokça hamd ü sena etmek,

6- Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz’e çokça salat ve selam eylemek,

7- Duanın nihayetini amin ile bitirmek,

8- Duada yalnız kendisini düşünmeyip bütün salihleri ve bütün mü'minleri duaya müşterek kılmak,

9- Bir hacetini isterken ellerini semaya kaldırıp avuçlarını açarak dua etmek,

10- Kıtlık; umumi sıkıntı ve felaketlerin def'i için ise ellerinin dışını semaya çevirerek dua etmek ve Allah'a (CC) sığınmak,

11- Celb-i menfaat için yapılan duaların nihayetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek, def'-i mazarrat için yapılan dualarda mesh edilmez.

12- Duanın asıl anahtarı ise helal lokma yemektir.

Şunu da ilave edelim ki:

Nasın bazısı her ne kadar Cenabı-Hakk'ın (CC) kaza ve kaderine rıza gösterip sükut eylemeyi duaya tercih etmişlerse de, muhakkik alimlerin ekserisi, dünya ve ahiret işlerinin esbabından müretteb olduğunu, müstecab dualar ise sebeblerden beri bulunduğunu beyan ile, duayı terketmek, kazaya rıza göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilaç, muharebede silah kullanmamak gibi bir takım meşru' olmayan hareketleri irtikab etmek gibidir, demişlerdir.

Hususiyle dua izhar-ı ihtiyaç, Cenab-ı Hakk'a (CC) iltica olduğundan müstakıllen bir ibadet makamına kaaim olacağından şu halde lisanen dua eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.

www.GAVSULAZAM.de


[1] Müslim (ra)

[2] Ebu Davud (ra)

[3] Buhârî, Megazî, 38.

[4] Buhârî, Deavât, 21.

[5] Tirmizî,Deavât, 12.

 

İNDEX

TASAVVUF

TEVBE-İ İSTİĞFAR

SELAT-U SELAM

KELİME-İ TEVHİD

 

© 2003-2004      www.GAVSULAZAM.de     Her Hakkı Mahfuzdur...