Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (SAV) Efendimiz: «Ey Cebrail (AS)! Beni Rabbım Teala ve tekaddes Hz.leri niçin davet ediyor?» dedi.

Cebrail (AS) da: «Öyle ki, Allah (CC), Senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayıp üzerindeki nimetini, tamamlayacak ve Seni dosdoğru bir yolda sabit kılacaktır.»[1] Müjdesiyle cevap verdi. Bu cevaba karşı beşerin efendisi (SAV) Efendimiz: «Ey Ruhul Emin (AS)! Şimdi gönlüm mesrur ve hoş edilmiş oldu, İşte ben Rabbım celle ve ala Hz.lerine gidiyorum.» buyurdu.

Hemen Cebrail (AS) Burak’ın önüne çekti. Nuru Cemâli Mevlâ (SAV) Efendimiz: «Bu nedir?» diye sordu. Cibrîl-i Emin (AS): «Allah (CC) âşıklarının biniti ve bütün müştak olanların gemisidir. Bu baban İbrahim Halil’in (AS) binitidir ki, bununla Beytullahı ziyaret ederdi.» dedi.

Rasûlüllah (SAV) Efendimiz: «Ey Cebrail (AS)! Bilmez misin ki, benim binitim şevk ve muhabbet, bu yolda azığım iştiyak ve hasrettir. Delilim de Halîlim olan Rabbim’dir (CC). Ben ancak O’nun (CC) delaletiyle O’na (CC) vasıl olabilirim. Bana O’ndan (CC) başka kimse delil olamaz. Ey Cebrail (AS)! Allah’ın (CC) ağır muhabbetini, dağların ağırlığında olan marifetini ve yerlerin, göklerin, dağların yüklenmekten aciz oldukları emanetinin sırlarını yüklendiğim halde bu zayıf hayvan beni nasıl yüklenip taşıyabilir? Ey Cebrail (AS)! Sen Sidretül Münteha’da hayret içindeyken ve benim seyrangâhımın nihayeti tasavvur olunmayan mekân iken bana delil olmaya ve yol göstermeye nasıl takat getirirsin? Ey Cebrail (AS)! Ben neredeyim, sen neredesin? Benim bir vaktim vardır ki, o vakitte Rabbımdan (CC) başkası bana yâr olmaz. Ey Cebrail (AS)! Ben neredeyim, sen neredesin? Ben daima Rabbımın (CC) yanındayım. Bana yedirir içirir. Ey Cebrail (AS)! Sevdiğim Allah’ın (CC) misli ve naziri olmadığı gibi ben de sizin biriniz gibi değilim. Ey Cebrail (AS)! Binitle mesafeler kat olunur, delille cihetler istidlal olunur. Cihetler ise hâdis olan yerlerdir. Sevdiğim Hakk Celle ve Âlâ Hz.leri, cihetlerden münezzeh, hâdisattan berîdir. Yol yürümek veya hareket etmekle Zat-ı İlâhîsine varılmaz. İşaretle hak üzerine istidlal olunmaz. Esrarı maaniye arif ve maksadıma vâkıf olanlar bilirler ki: Cenab-ı Hakk’a  (CC) ( Kâve Kavseyn ) yüce mertebesindeki yakınlığım Ümmühânînin evindeki yakınlığım gibidir.»

Cibril-i Emin (AS)! Seyyüdül Mürselin (SAV) Efendimizin heybetinden titredi. «Ey Muhammed (SAV)! Ben memleketinin hizmetkârı, devletinin perdedarı olmak için gönderildim. Bu burakı, Allâmel Ğuyûb olan Allah’ın (CC) emriyle getirdim. Zira padişahların âdetlerindendir ki, kendilerini ziyaret için davet ettikleri sevdiklerini götürmek için en aziz hizmetkârlarını ve en has binitlerini gönderirler. İşte ben de meliklerin âdeti ve sulûk edenlerin adabıyla huzuru saadetine geldim.»

Her kim Cenab-ı Hakk’a (CC) adım atarak, yol yürüyerek yaklaşırım zannında bulunursa hata etmiş olur. Cenab-ı Hakk (CC) örtü ile örtülüdür itikadında bulunan kimse dahi ilâhî ihsanından mahrum olur.

Vaktaki Arap ve Acemin en efdali olarak seçilmiş olan Nebi (SAV) binmek için Buraka yaklaştı. Burak sıçrayıp önünden kaçtı. Cenab-ı Cibril (AS): «Ey Burak, sana ne oldu. Bütün kâinatın kendisine müştak olduğu Rasûl-i Kibriya’nın (SAV) önünden sıçrayıp kaçmaktan utanmıyor musun? Allah’a (CC) yemin ederim ki, bu kerim olan Rasûl’den (SAV) daha şerefli hiç bir saadet sahibi sana binmedi. Yeryüzüne ondan daha faziletli bir bahtiyar inmedi.» diye nida edince şöyle cevap verdi: «Ey Cebrail (AS)! Rasûlüllah’ın (SAV) önünden kaçmaklığım tekebbür ve tecebbürden değildir. Lâkin fahru şerefim artmak için ahirette de sırtıma binmesini arzu ediyorum. Eğer Rabbül Âlemin’in (CC) Rasûlü (SAV) bu ricamı kabul buyurduğunu bana vaad ederse, kendisine zelîl ve münkad olurum. Zira ben ayrılıktan korkarım. Ülfet ve vuslattan sonra ayrılık pek acı şeydir.»

Hz. Peygamber (SAV) Burağın istediği vaadi vererek Rabbını (CC) ziyaret için ona bindi. Melâike-i Mukarrabin, altı cihetten Habib-i Kibriyayı (SAV) kuşatmak için yer yüzüne indi. Beşerin Efendisinin (SAV) nurundan gökteki yıldızlar parıl parıl parlayıp ay ve güneşin nuru ziyadeleşti. Yüce âlem (Mekekût) ilâhî sevgilinin teşrif buyuracağı müjdeleriyle dolup cennet kapıları açıldı. Hûriler, başlarında saadet taçları bulunduğu halde nûranî çadırlarından çıktılar. Balıklar denizlerde tesbihe başladı. Bütün Peygamberler (AS) ve Rasüller (SAV) sayısız faziletlerin sahibinin gelmesi için Mescidi Aksa’da toplandı, kuşlar saadet dallarında tesbih ediyor, rüzgârlar visalin kokusuyla esiyor, sema kapıları açılıyordu. Cebrail (AS) Sultan-ı Kevneyn (SAV) Efendimizin yanında Burağın geminden, Mikâil (AS) devletinin özengisinden tuttukları halde: “Rasûl-i Mükerrem, Nebiyy-i Mübeccel ve Muazzam işte bu nuru âzamdır. Mevlâ (CC) O’na (SAV) salat ve selâm etti.” diye nida ediyorlardı. Bu eşsiz seyr arasında Cibril-i Emin, şu müjdeyi veriyordu: «Ya Seyyidel Evvelîne vel Âhirîn, müjdeler olsun ki, gelmekliğinin şerefi için cennetin kapıları açılıp safa bahçesi süslendi. Cemâl perdeleri açıldı. Her tarafa nurlar saçıldı. Bu sevinç ve sururun hepsi Senin onlara gelmenden dolayıdır. Bu gece Senin gecendir, bu devlet Senin devletindir. Ey Allah’ın (CC) Rasûlü (SAV)! Ben yaratıldığım günden beri bu geceyi bekliyordum. Seni her hacetim için saadet vesilesi ittihaz ettim. Sen ehli vesilesin. Zira ben dehşet ve hayret içindeyim, zihnim meşgul, kalbim mahzundur. Halik-i Mutlak (CC), beni ezeliyetin ezelinde hayrete düşürdü. Na mütenahî ebediyyet meydanında beni durdurdu. (EVVEL) ilâhi isminin nihayetsiz meydanında döndüm dolaştım. Orada (EVVEL) bulamadım. (ÂHİR) ismi celîlinin nihayetsiz sahasında dolaştım (ÂHİRDE) O’nun (CC) (EVVEL) olduğunu anladım. Marifetinin yolunda bir arkadaş aradım. Yolda bana Mikâil (AS) rasgeldi. Şöyle dedi: “Ey Cebrail (AS)! Nereye gidiyorsun? Bilmezmisin ki, Zatullahın ma’rifet yolları kapalıdır. O’na (CC) gidilebilecek kapı azamet ve celâl ile perdelidir. Zamanlar geçmekle zat-ı ilâhisine varılamaz. O (CC), mahdud olan mekânlarda bulunamaz.» Şöyle dedi: «Ey Mikâil (AS)! Hayret ve dehşet içinde olduğun halde seni bu makamda kim durdurdu?» Şöyle cevap verdi: «Beni Zatı Bari (CC) denizleri ölçmek, yağmur şeklinde diğer beldelere dökmek vazifesiyle meşgul eyledi, dalgaların miktarını ve dalgalardan meydana gelen en küçük kabarcıkların bile adedini bilirsem de Rabbımın (CC) hadd-ı Ehadiyyetine ve meded-i ferdaniyetine vakıf değilim.»

www.GAVSULAZAM.de

 

 

  Önceki sayfa                        İndex                     Sonraki sayfa

[1] Fetih S. A.2

Şiir

Bir şeb ki, serayı Ümmehânî

Olmuştu O mâhın asumanı         

 

Yüz sürmeğe geldi hâk-i paye

Da’vetli bulundular ulâya

 

Şevk, eyledi mihri pare pare

Şenlendi meşâil-i sitâre

 

Ger itse mihr ü meh takaddüm

Şebnem verme yağardı encüm

 

Âyine-i nûr olup şeb-î târ

Yâr eyledi yâre arz-ı dîdâr

 

Her şey olur aslına şitâbân

Çıktı yine asumana Kur’ân

 

Ol sâcid oldu, Hak oldu mescûd

Dindi bu makama gayb-ı meşhut

 

Ervâh-ı Rusul cemâat oldu

Allah (CC) bilur ne halet oldu

 

Ey hâme! O rütbe olma çâlâk

Esrâr-ı Nübüvvct olmaz idrâk

 

Gel âdet-i şairane git sen

Sofiyye sözün ferağat it sen

 

Ol şahsuvâr-ı Kaab-ı Kavseyn

Kıldı seferin verây-ı Kevneyn

 

Arşı bırakup misâl-i saye

Zül-Arş idi ol Arş-paye

 

Ol seyirde mâverâ göründü

Tâ Sidre-i Müntehâ göründü

 

Açıldı der-i Harîm-i Vahdet

Kurbet gerû kaldı geldi vuslet

 

Cibrilde acz olup hüveydâ

Elfâzı bıraktı ande ma’nâ

 

Ol ne idi, ne oldu bilmem

Lebriz idi ol, ne doldu bilmem

                            Dede Galip