......................................................................
Çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayıp duran...
......................................................................

 

 

 

“BAĞIŞLAYAN, BAHŞEDEN, KARŞILIKSIZ VEREN” manalarına gelen “el-Vehhâb” İsm-i Şerif’i Kur’an-ı Kerim’de üç defa geçmekte.[1] Aşkımızın meyvesi olan çocuklarımızı bize bağışlayan, kuru topraklardan rahmetiyle bizlere yiyecek ve içecekler bahşeden “el-Vehhâb”a iman edenler: “Ey Rabbimiz (CC)! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi eğme ve bize katından rahmet ver. Sen karşılıksız verensin.”[2] diye dua ederler.

VEHHÂB’ın kendilerine verdiği nimetleri karşılıksız olarak Allah (CC) Hz.leri’nin kullarına verirler ve gönüllerindeki Hak ve halk sevgisini artırırlar.

“Veriyoruz ama layık mı değil mi bilemiyoruz” demeyin. Sadakalar mü’mine, kafire ve hayvanlara verilir. Aç köpeği sulayan kadının cennetlik olduğunu Peygamberimiz (SAV) haber verir.[3] Vermek insana huzur verir, ama biz bu zevki tatmak için vermeyeceğiz. Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için vereceğiz.

“Onlar (Mü’minler) sevmelerine rağmen yemeklerini fakire, yetime ve esire yedirirler. Biz ancak Allah (CC) rızası için yediririz. Sizden bir karşılık ve teşekkür istemeyiz.”[4] derler.

Batılı siyasiler, askerler ve gazeteciler, Sırpların elindeki Müslüman esirlere işkence edildiğini, Müslümanların elindeki Sırp esirlere işkence edilmediğini, insanca muamele edildiğini görünce düşündüler. Aynı ırkın insanları, aynı okullardan diploma almışlar ama biri zalim, zorba öbürü düşmanını esir edince İslam’ca davranıyor. İşte aradaki Müslüman-Hristiyan farkı ortaya çıkıveriyor. Kur’an’ın bir ayeti batılı uzmanların gözlerini İslam’a çeviriveriyor.

Bu İsm-i Şerif “he”nin kesriyle hibedendir. Hibe, herhangi bir karşılık ve menfaat gözetmeden birine bir malı bağışlamak manasınadır. İsm-i Şerif bu mananın çokluğunu ifade eder. Bu da her zaman, her yerde ve her şeyi verebilmek kudretidir. Mesela: Muhtaca mal, hastaya şifa, cahile bilgi, kısıra çocuk, sıkılmışa kurtuluş... bağışlamak gibi.. Sonra en ufak, en ehemmiyetsiz hacetten, en büyük ve mühim hacetlere kadar hudutsuz, kayıtsız ve şartsız hakiki bağışlayıcı ancak Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir. Çünkü her şeyi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri yarattığından ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri vermedikçe hiç kimse bir zerreye sahip olamıyacağından, hakiki olarak her şeyin sahibi de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir. Bağışlayanı da Allah'tır (CC). Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, insanlar arasında bağışlayıcı bir sınıf yaratmıştır. Bunlar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bağışlayıcılık sıfatını gösteren nişanedir. Bir insan bir veya birkaç insana birşeyler bağışlayabilir, bununla umumun sevgisini üzerine toplar. İşte bunu düşünerek “el-Vehhâb” İsm-i Şerif’indeki büyüklüğe ermeli, ermeli de asıl sevginin ve minnettarlığın, mahlukatına namütenahi nimetler bağışlayıp duran Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne aidiyetini kabul etmeli. Bu kabil insanları, bağışlayıcılık sıfatında katiyyen Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ortak tutmamalı.

Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, her sıfatında olduğu gibi bu sıfatında da tektir. İnsanlar bağışladıkları malların muvakkat ve iğreti olarak sâhibi olsalar da yaratıcısı değildirler. O malları onlara Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bağışladığı gibi, verene verme muhabbetini, alana faydalanma kudretini bağışlayan da O'dur (CC).


[1] bak: Al-i İmran S. A.8; Sad S. A. 9,35

[2] Al-i İmran S. A.8

[3] Müslim, Selam,154

[4] İnsan S. A.8-9

 
   
 

Allah'ım (CC)! Çeşit çeşit nimetleri bağışlayıp duran sensin. Menfaat ve karşılık gözetmeyensin.

İlahi (CC)! Musa (AS) ve kavmine bıldırcın ve kudret helvasını veren sensin. Gökten yağmur yağdıran, arza çeşit çeşit madenleri koyansın. Gemileri denizler üstünde yürütensin.

Ey Rabbimiz (CC)! Senin nimetlerini saymaya gücümüz yetmez. Bizi, nimetlerini taktir etmeyen asi, mücrim kullarından eyleme!

Ya Rabbi (CC)! Gönlü seninle dopdolu olanlardan eyle. Verdiklerinin karşılığında istediğin, ancak kendi iyiliğimiz içindir.

Ya Rabbi (CC)! Hiçbir şeye muhtaç olmayan sen, nimetlerine nankör edenlerden eyleme! Çevremizi iyilerle donat! Kalbimizi helal rızıkla nurlandır! (AMİN)

.................................................

 

Kula Gerekenler: Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ile kulu arasındaki muameleyi, uşakla efendi arasındaki muameleye benzetmemeli. Uşak efendisinin hizmetinde çalışır, emirlerini yerine getirmek için yorulur. Fakat bu çalı, şıp yorulmalar, efendinin şahsını sevdiğinden değil, ondan alacağı ücret içindir. Efendi de uşağı ile iyi geçinmek ister, ona ihsanda bulunur. Bazı kusurlarına göz yumar, lakin katlandığı bu fedakarlık, uşağın şahsı için değil, onun hizmetine olan ihtiyacından dolayıdır. İşte yaradılmışlar arasındaki bütün muameleler hep bunun gibidir. Birbirlerine hizmetleri, fedakarlıkları karşılıklı bir ihtiyacın mahsulüdür. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin ise bir ismi de “el-Ganî”dir. Yani O (CC), hiçbir şeye muhtaç olmadığı için, O'nun (CC) bahşişleri hep lütfunun, kereminin rahmet ve refetinin ifadesidir.

 

İsm-i Şerif'in Faideleri: İhlasla “Yâ Vehhâb” diye bir müslüman bu isme devam etse, bol rızka erişir, ilim ve hikmet sahibi olur.

 

 

 

 
 © 2003-2004     GAVSULAZAM.de    Her Hakkı Mahfuzdur.